1. Dünya Savaşı, Sebepleri ve Sonuçları

I. Dünya Savaşı

1. Dünya Savaşı, Sebepleri ve Sonuçları Nelerdir

I. Dünya Savaşı, 1914-1918 yılları arasında İtilâf Devletleri (İngiltere, Rusya ve Fransa) ile İttifak Devletleri
(Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti) arasında meydana gelmiştir. Savaş, aynı zamanda
Harb-i Umûmi olarak da bilinir. Bu büyük çatışmanın kökenleri, 1789 yılında başlayan Fransız İhtilâli ve
ardından gelen çeyrek yüzyıl süren ihtilâl savaşlarına dayanır. Bu süreçte ortaya çıkan liberalizm ve
milliyetçilik akımları, devletlerin ve milletlerin davranışlarını etkiledi ve uluslararası ilişkilerin
dinamiklerini değiştirdi.

Avrupa’da Bloklaşma ve Silahlanma

19. yüzyılın getirdiği siyasi, ekonomik ve sosyal değişimler, Avrupa’da yeni blokların oluşmasına ve bu bloklar
arasında gerginliğin artmasına yol açtı. Özellikle Almanya ve İtalya’nın birleşmesi ve büyük devletler arasında
yer almak istemeleri, kıtadaki dengeleri sarsmıştır. Almanya’nın sanayileşmesi, sömürgecilik faaliyetleri ve
askeri gücü, İngiltere ve diğer büyük devletleri endişeye sevk etmiştir. Almanya’nın bu yükselişi, İngiltere’nin
ulusal güvenliğini ve denizaşırı çıkarlarını tehdit eder hale gelmiştir.

İngiltere’nin Almanya Karşısında Aldığı Tedbirler

Alman Başbakanı Bismarck’ın Alman İmparatorluğu’nu kurarken izlediği politikalar, diğer devletlerle olan rekabeti
artırmıştır. Özellikle Almanya’nın 1890 sonrasında Güneydoğu Avrupa ve Ön Asya’da etkisini artırması, Afrika ve
Uzak Doğu’da faaliyet göstermeye başlaması, İngiltere’nin tedirginliğini artırmıştır. İngiltere, Almanya’nın
gücünü sınırlamak ve etkinliğini azaltmak amacıyla çeşitli stratejiler ve ittifaklar oluşturmuştur.

Bu genel çerçeve, I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesine giden süreci ve tarafların saflarını anlamak için kritik öneme
sahiptir.

Fransa, Rusya ve Almanya’nın Savaş Öncesi Hedefleri

Fransa, güçlenen Almanya’nın varlığından endişe duyuyordu ve 1870’ten bu yana Alsace-Loren’i geri almak istiyordu.
Fransa’nın uzun vadeli stratejisi, müttefikleriyle birlikte Almanya’yı parçalamaktı. Rusya ise, Batı
sınırlarında güçlenen Almanya’nın, Doğu Avrupa’da panislavist emellerine engel olmasından rahatsızdı. Rusya’nın
hedefi, Almanya’yı yıkmak ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu parçalayarak tüm Slavları Rus hakimiyeti
altına almaktı. Ayrıca, İstanbul ve Boğazları ele geçirerek sıcak denizlere açılmayı planlıyordu.

Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın Politikaları

Almanya, ekonomik ve siyasi anlamda dünya sahnesinde daha etkin hale gelmek istiyordu. Özellikle doğuya doğru
genişlemeyi ve yeni pazarlar kazanmayı amaçlıyordu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ise, en büyük tehdidin
panislavizmden geleceğini biliyordu. Rusya’nın kışkırtmasıyla harekete geçen Sırbistan’ı ortadan kaldırarak,
Doğu Avrupa’da Rus etkisini sınırlamak istiyordu.

İtalya’nın İkiyüzlü Politikası ve Büyük Devletlerin Emelleri

İtalya, resmi olarak Almanya ile ittifak halinde olmasına rağmen, gizlice Fransa ile anlaşmıştı. İtalya’nın amacı,
Avusturya’nın hakimiyeti altındaki İtalyan topraklarını kurtarmak ve Akdeniz çevresinde yeni sömürgeler elde
etmekti. Büyük devletler, bir savaşın patlak vermesinde kendi çıkarları ve emelleri doğrultusunda fayda
görüyorlardı ve bu nedenle savaşın çıkması için sebepler arıyorlardı.

Bu karmaşık uluslararası ilişkiler ve devletlerin farklı emelleri, I. Dünya Savaşı’nın çıkmasının ana
sebeplerindendir. Her devlet, kendi ulusal çıkarlarını maksimize etmek ve rakiplerini zayıflatmak için farklı
stratejiler ve ittifaklar oluşturmaya çalışıyordu.

Osmanlı Devleti’nin Savaş Öncesi Durumu ve Avrupa’nın Savas Kapısının Açılması

Osmanlı Devleti, Ittihatçıların teşvik ve tahrikiyle girdiği Balkan Savaşı’ndan mağlup çıkmış, çok sayıda vatan
toprağını kaybetmişti. Ordusu düzensiz, bitkin ve teçhizatsız bir durumda bulunuyor ve bir savaşa katılmak için
ne maddi güce ne de tahammüle sahipti. Ancak, 28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan Veliahtı Arşidük Franz
Ferdinand’ın Saraybosna’da bir Sırp tarafından suikaste uğraması, Avrupa’yı bir hafta içinde dünya çapında bir
savaşa sürükledi. Avusturya’nın Sırbistan’a verdiği ağır ultimatom ve savaş ilanı, bir dizi domino etkisi
yarattı. Rusya Sırbistan’ın, Almanya da Avusturya’nın yanında savaşa katıldı.

İlk Savaş Harekâtları ve Cepheler

Savaşın ilk günlerinde, Almanya Fransa’yı ezmek ve ardından Rusya’ya saldırmak niyetindeydi. Bu amaçla Belçika
üzerinden geçmesi gerekiyordu. Belçika’nın geçiş izni vermemesi üzerine Almanya, Belçika’ya savaş ilan etti.
İngiltere de bu durumda Almanya ve Avusturya’ya savaş ilan etti. Belçika’yı işgal eden Almanlar, hızla Fransa’ya
yürüdüler. Fransızlar, Marne Nehri üzerinde kuvvetli bir savunma hattı oluşturdular. Almanlar bu hattı
yaramayınca, doğu cephesine yönlendiler ve Rusları iki kez mağlup ettiler. Avusturya ise başarı elde edemedi ve
Ruslar tarafından yenildi. Galiçya, Ruslar tarafından işgal edildi.

Deniz Savaşları ve İlk Sonuçlar

Denizlerde İngiltere ile Almanya arasında iki önemli savaş meydana geldi. İlk savaşı Almanlar kazanırken, ikinci
savaşı İngilizler kazandı. Avusturya’nın başarısızlığı ve Almanya’nın karasal savaşlardaki yükselişi, I. Dünya
Savaşı’nın ilk evrelerinde farklı sonuçlar doğurdu.

Bu kritik dönem, devletlerin birbirleriyle olan karmaşık ilişkilerini ve savaşa giden yolu gözler önüne sermektedir.
Her devletin kendi çıkarları ve emelleri, savaşın patlak vermesinde ve ilk aşamalarında yaşananlar üzerinde
önemli bir etkiye sahipti.

Japonya’nın Savaşa Katılımı ve Osmanlı Devleti’nin İttifak Arayışları

Japonya, Almanya’nın Uzak Doğu’da genişlemesini istemeyerek 23 Ağustos 1914’te Almanya’ya savaş ilan etti ve İtilâf
Devletleri’nin yanında yer aldı. Öte yandan, Trablusgarp ve Balkan Savaşları’ndan yenik çıkan Osmanlı Devleti,
ordusunu reforma tabi tutarken, bloklara ayrılmış Avrupa’da kendini siyasi yalnızlıktan kurtarmak için adımlar
atmaya başladı. İttihat ve Terakki’nin liderlerinden Cemal Paşa, Fransız dostluğundan yararlanarak Osmanlı
Devleti’ni İtilâf Devletleri saflarına çekmek istemişse de başarılı olamadı. Çünkü Rusya’nın İtilâf
Devletleri’nin müttefiki olarak Osmanlı Devleti’nin bu safa katılmasını istememesi, bu çabaları sonuçsuz
bıraktı.

Osmanlı-Alman İttifakı ve Seferberlik İlanı

Harbin başlamasından beş gün sonra, 2 Ağustos 1914’te Osmanlı Devleti’nin yüksek yetkililerinden oluşan bir grup,
İttihat ve Terakki’nin diğer liderlerinin ve Meclis-i Mebusan’ın haberi olmadan Osmanlı-Alman ittifak
anlaşmasını imzaladılar. Bu anlaşma, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını hazırlayan ve Osmanlı toplumunda derin
etkiler yaratan bir adımdı. Seferberlik ilan edilerek, Osmanlı Devleti harbe girebilmek için hazırlıklara
başladı.

Çanakkale Boğazı ve Alman Zırhlıları

İttihat ve Terakki yönetimi, harbe hazırlanmak için zamana ihtiyaç duyduğu için zahiri olarak tarafsız olduğunu ilan
etti. Ancak, 11 Ağustos’ta Çanakkale Boğazı’ndan geçen Goeben ve Breslau adlı Alman zırhlılarına izin vererek bu
tarafsızlığı fiilen bozdu. Bu hareket, Osmanlı Devleti’nin savaşa yaklaşımının ne kadar ciddi olduğunu ve
Almanya ile olan bağlarının ne denli güçlü olduğunu gözler önüne seriyordu.

Bu tür stratejik ve siyasi hareketler, Osmanlı Devleti’nin ve diğer büyük güçlerin I. Dünya Savaşı’ndaki rolünü
belirleyici bir şekilde etkiledi. Her devletin kendi çıkarları ve emelleri, bu karmaşık ve yıkıcı savaşın nasıl
şekilleneceği üzerinde önemli bir rol oynadı.

Osmanlı Devleti’nin Tarafsızlık Politikasının Zorlanması ve Alman Zırhlıları

Enver Paşa’nın tek taraflı kararıyla Çanakkale Boğazı’ndan geçen Alman zırhlıları, Osmanlı Devleti’ni savaşın eşiğine
getirdi. Enver Paşa’nın bu tek taraflı eylemi, tarihin affetmeyeceği bir suç olarak kabul edildi ve onu sessizce
kabul eden diğer yetkililer de suç ortaklığına razı oldular.

İtilâf Devletleri’nin Tarafsızlık Çabaları

İtilâf Devletleri, Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalmaya devam etmesi için çaba harcadılar. Fransız ve İngiliz
büyükelçileri, sadrazamı ziyaret ederek protesto notaları verdiler. Osmanlı hükümeti, Alman zırhlılarından
silahlarını indirmesini istese de, Alman sefiri bu talebi reddetti.

Alman Zırhlıları ve Osmanlı Devleti’nin Kararları

Alman sefirinin reddi üzerine, Osmanlı Devleti’nin yüksek yetkilileri, Alman zırhlılarını Osmanlı tarafından satın
alınmış gibi göstermeye karar verdiler. İtilâf Devletleri, bu hayali satış oyununa inanmasalar da, Osmanlı
Devleti’nin tarafsızlığını temin için inanmış gibi davrandılar. Gemilerin Alman mürettebattan arındırılması
talepleri kabul edilmedi. Alman zırhlılarına Yavuz ve Midilli adları verildi, ve Alman filo komutanı Amiral
Souchon, Osmanlı donanma başkomutanlığına atandı.

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi ve İtilaf Devletleri’nin Tepkisi

Almanya, Rusya’nın Doğu Avrupa’daki kuvvetlerini hafifletebilmek için Osmanlı Devleti’nin savaşa hızla katılmasını
arzu ediyordu. Ancak Osmanlı yüksek yönetime göre, devletin mali ve askeri durumu savaşa girmeye uygun değildi.
Yine de, İttihat ve Terakki’nin liderleri Enver, Talat ve Cemal Paşa’nın Almanya’nın yanında savaşa hızlı bir
giriş yapılmasını desteklemesi ve Enver Paşa’nın Amiral Souchon’a Osmanlı donanmasını Karadeniz’e gönderme izni
vermesi, Osmanlı Devleti’nin İtilâf Devletleri ile savaşa girmesine yol açtı.

Çeşitli Devletlerin Savaşa Katılımı ve Osmanlı’nın Hedefleri

Almanya ve İttihat ve Terakki liderleri, Rusya ve İngiltere’nin müslüman topluluklarını ayaklandırmayı planlamıştı,
ancak bu çeşitli sebeplerle başarısız oldu. İlk başta tarafsız olan İtalya, İngiltere ve Fransa’nın vadettikleri
topraklar karşılığında İtilâf Devletleri’nin yanına katıldı. İkinci Balkan Savaşı’nda toprak kaybeden
Bulgaristan da, Almanya ve Avusturya ile yaptığı anlaşmalar gereğince Sırbistan’a karşı savaşa katıldı.

Kafkas Cephesi ve Sarıkamış Faciası

Rusların 1 Kasım 1914’te Doğubayazıt’a saldırmalarıyla Kafkas Cephesi açıldı. Ruslar ilk iki savaşı kaybetmelerine
rağmen, takip edilmeleri ve geri atılmaları mümkün olmadı. Enver Paşa’nın kişisel olarak yönettiği ve kış
şartlarını göz ardı ettiği Sarıkamış Harekâtı’nda, Osmanlı’nın değerli ordusu donarak imha oldu. 1915 ve 1916
yıllarında Ruslar, Van, Muş, Bitlis, Erzurum, Erzincan, Trabzon, Bayburt ve Gümüşhane’yi işgal ettiler.

Filistin-Suriye ve Gazze Savaşları

İngilizlerin Süveyş Kanalı ve Akabe’yi bombalaması ile Filistin-Suriye Cephesi oluştu. Cemal Paşa’nın yönettiği 1915
Süveyş Kanalı saldırıları başarısız oldu. 1917’de Gazze’de yapılan üç savaştan ikisini kazanmamıza rağmen,
üçüncüsünde yenildik. 1918’de Nablus Meydan Muharebesi’nde de Bedevi ihaneti sonucu mağlup olduk ve Suriye,
Filistin, Şam, Halep, ve Beyrut elimizden çıktı.

Irak Cephesi ve Bağdat’ın Düşüşü

1 Kasım 1914’te İngilizlerin Basra Körfezi’ne asker çıkarmasıyla Irak Cephesi oluştu. Süleyman Askerî Bey’in genel
komutanlığındaki Osmanlı kuvvetleri, İngilizlere yenildi ve civar bölgeler düşman eline geçti. Albay Halil
Bey’in Küt’ü almasına rağmen, bu zaferden yararlanılamadı. İngilizlerin bu bölgedeki kuvvetleri temizlenmeden
İran’a sefer düzenlenmesi sonucu, İngilizler takviye aldı ve 11 Mart 1917’de Bağdat’ı direnç görmeden ele
geçirdi. Bu olayla birlikte Irak bölgesi de Osmanlı’nın elinden çıktı.

Çanakkale Zaferi ve Sehitlerimiz

Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale’de büyük ve önemli savaşlar yaşandı. Yavuz ve Midilli (eski adıyla Goeben ve
Breslau) gemilerinin Osmanlı’ya sığınmasının ardından, İtilâf Devletleri Çanakkale’ye saldırdılar. 1915 ve 1916
yıllarında gerçekleşen Çanakkale Muharebeleri, Türk kahramanlığına dair eşsiz destanlarla doludur. Çanakkale’de,
düşman birçok kez denemesine rağmen geçiş yapamadı ve sonunda Ocak 1916’da tamamen çekildi. Çanakkale’de 250.000
civarında şehit verildi, genç bir nesil burada kayboldu. Ancak sonuç olarak Türk cesareti, İngiliz
soğukkanlılığını; Türk azmi, İngiliz inadını; ve Türk vatanseverliği, İngiliz gururunu mağlup etti. Tarihimizde
“Çanakkale geçilmez” ibaresi yerini aldı.

Romanya’nın Harbe Girişi

Avrupa’da savaşın İtilâf Devletleri lehine gelişmesi üzerine, Romanya da bazı topraklar kazanabileceğini düşünerek 28
Ağustos 1916’da savaşa katıldı.

Deniz Muharebeleri ve Yeni Katılımlar

Denizlerde de çatışmalar yaşandı. Yavuz ve Midilli gemileri Rus limanlarını bombaladıktan sonra, Ruslar Trabzon’u,
İngilizler Gazze ve İskenderun limanlarını, Osmanlı donanması da Batum’u bombaladı. İngilizler hava gücünden de
faydalandılar.

1917’de Rusya’nın savaştan çekilmesi ile Amerika savaşa dahil oldu, bu da Merkezi Kuvvetler’in aleyhine bir
gelişmeydi. Brest-Litovsk Antlaşması’nın imzalanmasıyla Osmanlı Devleti, Doğu’daki topraklarını korumayı başardı
ve Kafkasya’da Baku’yu ele geçirmeye çalıştı. Ancak 1917’de Yunanistan’ın İtilâf Devletleri’ne katılması ve 1918
yılı sonlarında İtilâf Devletleri’nin tüm cephelerde genel bir taarruza geçmeleri, Merkezi Devletler’in sonunu
getirdi.

Bu tüm süreç, Osmanlı Devleti’nin yalnızca askeri açıdan değil, aynı zamanda siyasi ve toprak açısından da büyük
kayıplar yaşamasına neden oldu.

Mondros Mütarekesi ve Osmanlı’nın Zor Durumu

1918 Eylül’ünde Bulgaristan, Makedonya cephesinde Fransız taarruzu sonucu yenildi ve ateşkes istedi. Bulgaristan’ın
savaştan çekilmesiyle Almanya’nın bir yolu kesilmiş oldu ve daha da önemlisi İstanbul ve Trakya, bir saldırıya
açık hale geldi. Osmanlı orduları, yıllar süren savaşın yorgunluğu ile zafer vaatlerine rağmen büyük kayıplar
yaşamıştı. Talat Paşa’nın sadrazamlığı döneminde Mart 1918’de kurulan hükümet, 7 Ekim 1918’de istifasını vererek
yerini Ahmed Izzet Paşa ve İtilaf yanlısı bir kabineye bıraktı. Osmanlı Devleti, mütareke istemek zorunda kaldı.

Mondros Mütarekesi’nin İmzalanması

Mondros Mütarekesi, 30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti’nin Bahriye Nazırı Rauf Bey, Dışişleri Müsteşarı Reşad Hikmet Bey
ve Erkan-ı Harb Kaymakamı Sadullah Bey tarafından imzalandı. Mütarekenin imzalandığı esnada Amerika’nın
Cumhurbaşkanı Wilson’un “14 maddelik prensipleri” vardı ve bunlar arasında “Osmanlı Devleti’nin Türk olan
bölgelerinde, itirazsız olarak Türklerin hâkimiyeti sağlanacak ve bir bölgenin halkı çoğunlukla hangi idareyi
istiyorsa, o idareye tâbi olacaktır” maddesi de bulunmaktaydı.

İngilizlerin Tek Taraflı Hareketi

Ancak buna rağmen, İngilizler, Fransız müttefiklerine bile haber vermeden Akdeniz Komutanı Amiral Arthur Calthorpe’a
Londra’dan gönderdikleri telsiz mesajıyla, Osmanlı tarihinde eşi görülmemiş bir teslimiyet ve esaret belgesi
olan 25 maddelik Mondros Mütarekesi’ni Osmanlı temsilcilerine dikte ettirdiler ve hiçbir itirazına yer
vermeyerek imzalattılar.

Bu dönem, Osmanlı Devleti için oldukça kritik bir dönemdi ve maalesef, yapılan hatalar ve savaşın getirdiği
yorgunluk, devletin çöküşünü hızlandırdı. Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti, bağımsızlığını ve toprak
bütünlüğünü koruyamayacağı bir sürece girmiş oldu.

İttihad ve Terakki’nin Kaçışı ve Halkın Bedeli

Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına ve büyük kayıplara sebep olan İttihad ve
Terakki’nin önde gelen isimleri Talat, Enver ve Cemal Paşalar yurt dışına kaçtılar. Dört yıl süren savaşta
Osmanlı orduları birçok cephede çeşitli devletlerle mücadele etti. Bu mücadeleler halkın türkülerine ve sözlü
tarihine “Osmanlıydı ki dayandı” şeklinde yansıdı.

Büyük Kayıplar ve Sivil Ahali

Savaşa katılan Osmanlı Devleti, 3.842.580 askerini kaybetti. Bunlardan 550.000’i şehit, 891.364’ü malul, 103.731’i
kayıp, 2.167.841’i yaralı ve 129.644’ü esirdi. Esirlerin büyük bir kısmı esarette öldü. Sivil halk da açlık,
salgın ve göç gibi sebeplerle büyük kayıplar verdi. Bu sayılar sadece askeri kayıpları temsil etmektedir.

Ekonomik ve Sosyal Felaket

Savaş esnasında Osmanlı hazinesi iflas etti ve memleketin dört bir yanında yıkım yaşandı. Bu felaketlere sebep olan
İttihad ve Terakki’nin önde gelen isimlerinin, özellikle Talat Paşa’nın ifade ettiği gibi, kurdukları idare
“münevver bir istibdad” olarak nitelendirildi. Bu idareyi kuranlar, Divan-ı Harb tarafından gıyabi olarak idama
mahkûm edildiler.

Bu dönem, Osmanlı Devleti için büyük bir felaket dönemi oldu. Kaybedilen topraklar, insan hayatları ve ekonomik
zorluklar, devletin sonunu hızlandırdı ve nihayetinde Mondros Mütarekesi ile taçlandırıldı. Ancak bu mütarekenin
yarattığı olumsuz koşullar ve sonrasında yaşanan Sevr Antlaşması, Türk milletini direnmeye ve yeni bir devlet
kurmaya itti; bu da Türk tarihinin yeni bir dönemine, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna yol açtı.

Savaş Sonrası Güç Dengesi ve Kazananlar

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, İtilaf Devletleri kazançlı çıkarken, İttifak Devletleri büyük kayıplar yaşadı.
Avrupa’nın siyasi haritası ve güç dengesi değişti; Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları
parçalandı. Yeni devletler kuruldu ve esas kazanan, İngiltere oldu. İngiltere, hem Almanya’yı yenilgiye
uğratarak olası tehditleri ortadan kaldırdı, hem de Orta Doğu’da nüfuzunu artırdı.

Fransa ve Diğer Devletler

Fransa da Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın yenilgiye uğratılmasıyla Avrupa ve Orta Doğu’da elde ettiği kazançlarla
ikinci en güçlü devlet konumuna yükseldi. İtalya, Avusturya’dan elde ettiği topraklar ve Akdeniz’deki adalar
sayesinde bölgede etkin bir rol oynadı. Japonya ise, Uzak Doğu’da geniş çıkarlar elde etti.

Anlaşmaların Sonuçları

Savaş sonrası yapılan anlaşmalar, yenilgiye uğrayan devletlere ağır şartlar getirdi. Bu, sadece yenilgiye uğrayan
devletler için değil, aynı zamanda galip devletler için de problemliydi. Bu ağır şartlar, ilk zamanlardan
itibaren tepkilere ve anlaşmazlıklara yol açtı. Bu da, barışın uzun süre devam etmemesine ve dünyada yeni bir
genel savaş tehlikesinin ortaya çıkmasına neden oldu.

İç Siyasi Değişimler

Savaşın getirdiği yıkım ve zorluklar, İtilaf ve İttifak devletlerinde iç siyasi değişimlere yol açtı. Bu değişimler,
yeni politik ve sosyal dinamiklerin ortaya çıkmasına sebep oldu ve dünya düzenini uzun vadede etkiledi.

Sonuç

Birinci Dünya Savaşı, sadece haritayı ve güç dengelerini değil, aynı zamanda uluslararası ilişkileri ve iç siyasi
dinamikleri de derinden etkiledi. Savaşın yarattığı ağır koşullar ve sonuçlar, dünyanın yeni bir döneme
girmesine ve yeni çatışmaların zeminini hazırladı. Bu durum, galip devletlerin çıkarlarına da aykırıydı ve
sonuçta savaşın bitişi, birçok yeni sorunu da beraberinde getirdi.

Kaynak: Wikipedia

Yorum yapın